Meme Kanserinin Tekrarını Önlemede Kullanılan İlaçlar

Meme kanseri hastalarma en çok verilen ilaçlar Tamoksifen, Raloksifen, Arimideks ve içlerinde en yeni ve en tartışmalı olan Herceptin’dir. Peki, bunlar ne kadar etkili? Yan etkileri neler ve beslenmeye, besin takviyelerine ve yaşam tarzı değişikliklerine odaklanan yaklaşımlar ile karşılaştırıldıklarında nerede duruyorlar? Beraber görelim. Tamoksifen, Raloksifen ve Arimideks: antiöstrojenler Tamoksifen, bu anlamda piyasanın lideridir ve yalnızca öst rojen pozitif meme kanseri hastalarmda etki gösterme potansiyeline sahiptir. Ayrıca görünüşe göre kanser lenf nodüllerine yayıldığında etkili olmamaktadır. Deneylere göre, östrojen pozitif meme kanseri olan bir kadmm Tamoksifen kullandığı süre ne kadar uzunsa, kanserin tekrarlama riski de o kadar zayıftır. İncelemeler sıklıkla, yüzde 10 daha fazla kadmm Tamoksifen’i beş yıl kullandıktan sonra sağ kalım süresinin on yıldan fazla uzadığım bildirmektedir. Ancak bu incelemeler aynı beş yıl kullanımdan sonra endometriyal kanser riskinin dört kat artması gibi bir durumu da ortaya çıkarmaktadır. Bunun nedeni Tamoksifen’in, neredeyse tüm deneklerin rahmim hızlıca kalınlaştırması, bu nedenle daha ilk ya da ikinci yıldan endometriyal kanser riskini iki katma çıkarmasıdır.

Tamoksifen’in diğer yan etkileri arasmda; akciğerlerde ölümcül olma potansiyeli taşıyan kan pıhtılaşması riskini üçe katlama, inme riskini yükseltme, körlük ve karaciğer yetmezli
ği yer alır. Tüm bu potansiyel sorunlar göz önüne alındığında, Tamoksifen’in ölüm oranında yarattığı genel düşüşün, yüzde 10’dan az olduğu düşünülmektedir.

Ulusal Kanser Enstitüsü (NCI), Tamoksifen’in yalnızca meme kanseri riski yüksek kadmlarda önleme amaçlı kullanılmasının uygun olduğunu kabul etmektedir. Riskin yüksekliği önceleri aile öyküsüne bakılarak tespit edilirken şimdi BRCA gibi belli genlere kalıtsal olarak sahip olunduğunun tespit edilmesiyle belirlenebilmektedir. NCI’nın tahminlerine göre, 39 yaşmda ya da daha genç kadınların yalnızca yüzde 0,3’ü Tamoksifen tedavisine adaydır. Geçmişteki genel uygulama ise meme kanseri olan kadınların çoğunluğunu ilaca başlatmak yönündeydi.

Raloksifen, Tamoksifen’in başlıca rakibidir. Uzun süreli deneylerle kapsamlı olarak araştırılmasa da; genel kanı, östrojen reseptörü pozitif meme kanserinin tekrarlamasını Tamoksifen’den biraz daha fazla önlediği, ancak daha düşük endometriyal kanser riskine sahip olduğu ve inme veya kar diyovasküler sorunlar açısından risk düzeyinin pek de farklı olmadığı yönündedir. Bazıları Raloksifen’in kardiyovasküler riski düşürebildiğim iddia etmiştir, çünkü görünüşe göre tıpkı Tamoksifen gibi LDL (kötü) kolestrolü azaltıp HDL (iyi) ko lestrolü yükseltmektedir. Ancak, kalp hastalığı öyküsü olan ya da kalp hastalığı riski yüksek olan kadınlarda Raloksifen’in etkisini inceleyen güncel bir deney, beş yıl takipten sonra katılımcıların kalp sorunları bakımından aslında bir iyileşme kaydetmediğini belirlemiştir.13

Arimideksde Tamoksifen’in ikinci rakibidir. Arimideks alan hastaların sağ kalım oranı, Tamoksifen alanlarınkinden farklı görünmese de, ‘yaşam kalitesi’ni etkileyen semptomlara odaklanan pek çok çalışma yapılmıştır ve örneğin bir tanesi Arimideks alan kadınların vajinal kanamalarının ve tromboembolik olaylarının daha az olduğunu, ateş basmalarının ve vajinal kuruluğun ise daha fazla görüldüğünü bildirmiştir.14 Başka bir çalışma ise Arimideks kullananlarda libidoda düşüş ve baş dönmesinde azalma bildirmiştir.15

Abartılan Herceptin

Herceptin, insan epidermal büyüme faktörü reseptörü 2 (HER2) proteinini hedef alır. Bu protein, HER2pozitif meme kanseri olan kadınlardaki kanser hücrelerinin büyümesini teşvik eder. Ancak bu, meme kanserleri vakalarının yalnızca yüzde 25’ini teşkil eder.
Herceptin’in savunucuları; ileri evre meme kanseri hastalarına verildiğinde, tekrarlama oranında yüzde 46 azalma sağlandığını gösteren klinik deneyleri ön plana çıkarmaktadır. Ancak Herceptin’i destekleyen başlıca çalışmalardan biri olan Hera çalışması,16 kontrol grubunda 34 ölüm (katılımcıların yüzde 2’si), Herceptin ile tedavi edilen grupta ise 23 ölüm (yüzde 1,4) ile sonuçlanmıştır. Bu da ölümlerde yüzde 0,6lık bir mutlak düşüş anlamına gelir.
İlaçla ilgili birtakım sorunlar da vardır. Teksas Üniversitesi’nde yapılan ve Journal of Clinical Oncology dergisinde yayımlanan bir çalışmada, en az bir yıl Herceptin kullanan hastaların önemli bir kısmmda kalp ile ilgili sorunlar baş göstermiştir.17173 hastadan oluşan bu çalışmada, Herceptin ile tedavi edilenlerin yüzde 28’i, ilacı ortalama 21 ay kullandıktan sonra kalp ile ilgili bir olay yaşamıştır. Hatta bir hasta bu nedenle hayatını kaybetmiştir. Yıllık masrafı 30.000 sterlin olan Herceptin, getirdiği riskler ve yararlar göz önüne almdığmda, riski doğal yoldan düşürmek varken verilen paraya pek de değmemektedir.

Riski azaltmanın doğal yolları

44.000’den fazla ikizi içeren bir çalışma, genetik yatkınlığa bağlı meme kanseri vakalarının yüzde 15’ten fazla olmadığını belirlemiştir.18 Bu nedenle vakaların yüzde 85’i muhtemelen beslenme ve yaşam tarzını da içeren çevresel etkenlerden kaynaklanmaktadır. Bu etkenlerin neler olabileceğini incelemekte yarar vardır. Çin, İncelemede başlangıç noktası olarak mantıklı bir yerdir.
Kanseri yenen ve The Plant Programme adlı m yazarı olan Profesör Jane Plant tarafından alıntılanan çalışmada 2000 yılına ait yaşa göre standardize edilmiş verilerden bahsedilmektedir. Bu veriler, Çin’de yaşayan kadınlarda meme kanseri görülme oranının 16,4 kişi/l00.000 kişi iken, ABD’deki oranın
91,4 kişi/100.000 kişi olduğunu göstermektedir (yani Çin’deki oran beş kat daha düşük).19 ABD’de yaşayan Çinli kadınların risk oranı, ülkedeki diğer kadınlarınkine yakm olduğundan; fark, Çin’de olup da ABD’de olmayan bir uygulamadan ya da durumdan kaynaklanıyor olabilir. Profesör Plant’in de öne sürdüğü gibi, Çinlilerin süt ürünleri tüketmemesi ve her gün fitoöstrojen bakımından zengin fasulye türlerini yemeleri buna bir açıklama olabilir.
Buna ek olarak emzirmenin, doğumdan sonra herhangi bir yaşta oluşabilecek meme kanserine karşı koruyucu olduğuna dair ikna edici bulgular vardır.20 Yani emzirmek yalnızca bebekler için değil, anneler için de faydalıdır.

Büyüme karşıtı doğal besinler

Yukarıda bahsettiğim ilaçlar, meme kanseri hücrelerine gönderilen büyüme sinyallerini bloke ederek çalışır. Kanser hücrelerini büyüten iki önemli büyüme hormonu; östrojen ve IGF l’dir (insülin benzeri büyüme faktörü). IGF1 vücutta üretilir ancak sütte de bulunur. (Bununla ilgili daha fazla bilgiyi 12. Bölüm’de okuyabilirsiniz.)
Günde yaklaşık yarım litre süt içen bir kadının IGF1 düzeyi önemli ölçüde yüksektir ve süt içmeyen bir kadma göre meme kanserine yakalanma riski üç kat daha fazladır.21

Tüm süt ürünlerini kesmenin riskinizi ne kadar azaltacağını söylemek mümkün olmasa da, bunu yapmakla kesinlikle akıllıca bir tedbir almış olursunuz. Yediğiniz azıcık bir tereyağı tek başına kanseri teşvik etmez. Ancak düzenli olarak süt içmek, yoğurt ve peynir yemek pekâlâ edebilir. Benim tavsiyem tüm
bir yerdir.

Kanseri yenen ve The Plant Programme adlı ın yazarı olan Profesör Jane Plant tarafından alıntılanan çalışmada 2000 yılına ait yaşa göre standardize edilmiş verilerden bahsedilmektedir. Bu veriler, Çin’de yaşayan kadınlarda meme kanseri görülme oranının 16,4 kişi/100.000 kişi iken, ABD’deki oranm
91,4 kişi/100.000 kişi olduğunu göstermektedir (yani Çin’deki oran beş kat daha düşük).19 ABD’de yaşayan Çinli kadınların risk oranı, ülkedeki diğer kadınlarınkine yakın olduğundan; fark, Çin’de olup da ABD’de olmayan bir uygulamadan ya da durumdan kaynaklanıyor olabilir. Profesör Plant’in de öne sürdüğü gibi, Çinlilerin süt ürünleri tüketmemesi ve her gün fitoöstrojen bakımından zengin fasulye türlerini yemeleri buna bir açıklama olabilir.
Buna ek olarak emzirmenin, doğumdan sonra herhangi bir yaşta oluşabilecek meme kanserine karşı koruyucu olduğuna dair ikna edici bulgular vardır.20 Yani emzirmek yalnızca bebekler için değil, anneler için de faydalıdır.

Büyüme karşıtı doğal besinler

Yukanda bahsettiğim ilaçlar, meme kanseri hücrelerine gönderilen büyüme sinyallerini bloke ederek çalışır. Kanser hücrelerini büyüten iki önemli büyüme hormonu; östrojen ve IGF l’dir (insülin benzeri büyüme faktörü). IGF1 vücutta üretilir ancak sütte de bulunur. (Bununla ilgili daha fazla bilgiyi 12. Bölüm’de okuyabilirsiniz.)
Günde yaklaşık yarım litre süt içen bir kadının IGF1 düzeyi önemli ölçüde yüksektir ve süt içmeyen bir kadına göre meme kanserine yakalanma riski üç kat daha fazladır.

Tüm süt ürünlerini kesmenin riskinizi ne kadar azaltacağını söylemek mümkün olmasa da, bunu yapmakla kesinlikle akıllıca bir tedbir almış olursunuz. Yediğiniz azıcık bir tereyağı tek başına kanseri teşvik etmez. Ancak düzenli olarak süt içmek, yoğurt ve peynir yemek pekâlâ edebilir. Benim tavsiyem tüm
süt ürünlerinden uzak durmanızdır; fakat mesela restoranda önünüze gelen yemeğin içine koyulan tereyağı gibi kaçınama dığınız tereyağı tüketimleri bunun dışmda tutulabilir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir