Çağın Hastalığı Kanserin Sizde Kurbanı Olmayın

50 yaşın altındakiler için ise çoktan birinci ölüm nedeni haline gelmiş durumda. Bu 1999 yılında ilk çıktığında, 15 yıl içinde dört kişiden birine hayatının bir noktasmda kanser tanısı konacağı öngörülüyordu. Ve şimdi, henüz on yıl sonra, durum çoktan üç kişiden biri olacak kadar değişti! Dahası, 2020 yılma kadar iki kişiden birine kanser tanışırım konması bekleniyor. Kanser tedavisinde büyük adımlar atılsa da, bize asıl gerekli olan; bu hastalığın oluşmasını ya da tekrarlamasını engelleyici bir yol bulmaktır.

Kanser büyük ölçüde 20. yüzyıla ait bir oluşum.

Kanserin, büyük ölçüde bir 20. yy oluşumu olduğunu öğrenmek size şaşırtıcı gelebilir. En yaygm kanser türleri olan akciğer, meme, mide, kolorektal ve prostat kanserleri 20. yy’m başma kadar hemen hemen hiç duyulmamıştır. Kanser vakalarının artması dünyamızın endüstrileşme ve kimyasallaşma ak tiviteleriyle paralel gitmektedir: bir ülke ne kadar gelişmişse, kanser de o kadar sık görülür. Dahası, kişi başına düşen gelir arttıkça, kanser vakaları da artmaktadır.

Çünkü çoğu kanserin oluşmasında başlıca etken kimyasal çevremizin bütününde; yani yediklerimizde, içtiklerimizde ve soluduğumuz havada yaptığımız değişikliklerdir. Ekonomik olarak gelişmiş toplumlardaki kanser türlerinin farklılık göstermesi, kanser oranının çevresel etkenlerden fazlasıyla etkilendiğini göstermektedir. İngiltere’nin önde gelen tıp uzmanlarından Sir Richard Doll’a göre kanser vakalarmm %90’ı bundan kaynaklanmaktadır. En muhafazakâr kanser uzmanla n da kanser vakalarmm %75’inin çevreden ve yaşam tarzından kaynaklandığı görüşündedir.

Ne var ki, kanserlerin muhtemelen %85’i aslmda önlenebilir. New England Journal Of Medicine dergisinde yayımlananve 45.0 çift ikizi içeren bir araştırma, beslenme ve yaşam tarzı ile ilgili tercihlerimizin (yani değiştirilebilir şeyler) kansere yol açma olasılığının, genlerimizin kansere neden olma olasılığından çok daha fazla olduğunu bulmuştur. Çalışmaya göre genetik açıdan aym özelliklere sahip olan tek yumurta ikizlerinin aynı tür kansere yakalanma olasılığı %15’i geçmemektedir. Bu da çoğu kanserin yaklaşık %85 oranında çevresel etkenlerden; yani beslenme, yaşam tarzı ve toksik maddelere maruz kalmaktan kaynaklandığı anlamma gelmektedir. Bu çalışmada incelenen kanser vakalarmm %5882/sinin beslenme, sigara kullanımı ve egzersizle ilgili tercihlerden kaynaklandığı bulunmuştur.

insanoğlu iki nesillik zaman içinde on milyon yeni kimyasal üretmiş ve bunların binlercesini farkmda olmayarak doğaya salmıştır. Bu kimyasal maddelerin çoğunun kanserojen olduğu (yani kansere yol açabildikleri) artık bilinmektedir. Ve biz bunları yediğimiz yiyeceklerle, soluduğumuz havayla ve içtiğimiz suyla vücudumuza almaktayız. Bazıları hariç, bunlarm çoğundan kolayca kaçmılabilmektedir.

Ne yediğimizin kanserle özellikle ilgisi vardır. Görünüşe göre resmen çatal ve bıçaklarımızla kendi mezarımızı kazıyoruz. Kimyasallarla dolu ve besleyici özelliklerden yoksun, işlenmiş gıdalardan ibaret günümüz beslenme şeklinin kanser riskini en çok artıran yegâne faktör olduğu düşünülmektedir.

Dünya Kanser Araştırma Fonu’na göre, doğru beslenerek kanser riskinizi %40’a varan oranda azaltabilmeniz mümkündür. Avrupa Komisyonu ise yalnızca beslenmede değişikliğe giderek bile 27 üye ülkede her yıl çeyrek milyon insanın kansere yakalanmaktan kurtulabileceğini tahmin etmektedir. Cancer Research Campaign’e (İngiltere’nin önde gelen kanser vakfı) göre türü ne olursa olsun, kanser vakalarının en az dörtte üçü aslında önlenebilir; ancak bu yalnızca insanlar henüz gençken bilinçlendirilirse mümkün olabilmektedir.

Ne var ki, kanser yalnızca beslenmeyle ilgili bir konu da değildir. Evimizde ve iş yerlerimizde bilmeden kendimizi kansere neden olan çok sayıda kimyasala maruz bırakıyoruz. Bu nedenle, bu durumu en aza indirmek de kanser riskimizi büyük ölçüde düşürecektir.

 

Önceki yazımızTek ve Çift Kişilik Yatak örtüleri…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir